11 Mayıs 2010 Salı

SRI LANKA - II - Kandy


Sri Lanka’nın en önemli kentlerinden ve turizm merkezlerinden biri Kandy... Colombo'dan aşağı yukarı 4 saatlik mesafede bulunuyor. Sri Lanka turunuzu buradan da başlatabilirsiniz.

Kandy, turistlerin çok sevdikleri bir kent. XVI. yüzyılın sonundan XIX. yüzyılın başına kadar Sri Lanka’nın başkenti olan Kandy, Budizm’in önemli hac merkezlerinden biri. İngilizler zamanında, insanlar ve filler kullanılarak yapılmış kocaman bir göl, tepelerde kocaman malikâneler, pahalı oldukları hemen belli olan özel kız okulları, tenis kortlarında Amerikalı hocalardan tenis öğrenmeye çalışan Sri Lankalı zengin ve şımarık kızlar, Kandy'nin özeti....

Bununla beraber turizmin gelişmesiyle inşaası tamamlanmış olan onlarca otel mevcut. Oteller ziyadesiyle göl kenarında bulunuyor. Burada onlarca kuş çeşidini ve türlü hayvanı doğal ortamlarında seyredebiliyorsunuz. Oteller dünya mutfağının tüm çeşitlerini barındırıyor. Yöresel tatları da pek tabii ki deneme fırsatını size veriyor. Kandy de otelin dışarısında yemek yeme şansınız pek yok. Zira oteller bölgesi kentin tepelerinde yoğunlaşmış durumda. Şehir merkezine ancak turlarla yahut araba kiralayarak ulaşabilirsiniz. Eski bir ingiliz sömürgesi olan Sri Lanka'da trafik pek tabii ki İngiliz sistemine uygun olarak bize göre tersten akıyor. Bununla beraber direksiyon da sağ tarafta.

Değerli taşları bulabileceğiniz mücevherat dükkanları da Kandy de sık rastlanılır yerlerden... Ancak dizayn anlamında kendilerini çok geliştirdiklerini söylemek mümkün değil. Ham olarak alınan taşları sonrasında kendi zevkinize göre yaptırmak daha akıllıca olacaktır...

Kandy’de en önemli ziyaret yeri hiç kuşkusuz en büyük Budist tapınağı olan Dalada Maligawa. Tapınağın önünde olağanüstü güvenlik önlemler alınmış. İçeri girene kadar defalarca kontrolden geçiliyor, çünkü 1998 yılının Ocak ayında, Tamil gerillaları, bir kamyona yükledikleri büyük bir bombayı tapınağın önünde patlatmışlar ve tapınak büyük ölçüde hasar görmüş.

XV. yüzyılda yapılan ve birçok Budist törene tanık olan bu tapınağın en büyük özelliği, Buda’nın dişinin burada saklanması. Buda’nın dişi, iç içe konmuş 6 adet altın kutu içinde saklanıyormuş. Ama ziyaretçilere göstermiyorlar.

Tapınak yılın her döneminde yüzlerce Budistin ve de turistin ziyaretine uğruyor. Budist öğretisine dahil olmaya karar verenler buraya gelerek bir nevi "hacı" oluyorlar. Tapınağın içinde fotoğraf makinası kullanımı serbest. İbadet edenlerin Budha heykeline dönmüş halleri harici (zira fotoğrafta arkaları çıkmış olacak) her yeri ve herkesi çekmek mümkün.

Tapınaklara girilirken ayakkabılar çıkarılıp emanetçiye bırakılıyor. Bu da bir saygı göstergesi...


- devam edecek -


SRİ LANKA - I

Sri Lanka, (resmî adıyla Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti) Güney Asya'da, Hindistan'ın 31 kilometre güneyinde ve Hint Okyanusu'nda bulunan bir ada ülkesidir. Ülke armut şeklindedir. 1972 senesine kadar "Seylan" adıyla anılırdı. Hala daha konuştukları dil Seylanca; en meşhur ürünleri ise "Seylan çayı"dır. Hint Okyanusu'nun İncisi olarak da adlandırılan ülkede yaklaşık 21 milyon kişi yaşamaktadır.

Toplam 1,340 kilometrelik sahil şeridine sahip olan ülke; Aralık ve Mart ayları arasında tropikal ve kuzeydoğu muson yağmurlarının etkisi altında kalan iklimi, Haziran ve Ekim ayları arasında da güneybatı muson yağmurlarının etkisi altında kalmaktadır. Sirlanka halkının tabir ettiği 3 mevsim yaşandığıdır; bunlar hot, hotter, hottest dönemlerdir...

Sri Lanka'ya yolculuk...

Sri Lanka seyahat planlaması yapanların akıllarına ilk gelecek destinasyonlardan olmamasına karşın; özellikle son yıllarda "otantik tatil" tutkunlarının ve fotoğrafçılıkla ilgilenen meraklılarının uğrak yerlerinden biri. Sri Lanka'da görülecek birçok ilgi çekici yerleşim ve kalıntı mevcut. Tüm bunlarla birlikte; budizm ile ilgili dünyada en önemli yerleşimlerden biri olan Sri Lanka'ya "hacı" olmaya gelen binlerce budist bulunuyor.

Sri Lanka'daki iç huzursuzluklar...

Kutsal kitaplara dayandırılan inanışlar; Tanrı'nın ilk insan olan Adem'i bu topraklarda yarattığı yolunda... Srilankalılar bunun kendilerine bahşedilenbir lütuf olduğu görüşünde.

Etnik huzursuzluğun pençesindeki yeşil Seylan ya da yeni adıyla Sri Lanka, Sinhali saygıdeğer ada dilinde “pırıl pırıl parıldayan ülke” anlamına geliyor. MÖ VI. yüzyılda, ada halkının çoğunluğunu Hindistan’dan göç eden ve M.S. 267’de Budist olan Sinhaliler oluşturuyor. Hindistan’ın güneyinde bulunan Tamil Nadu eyaletinden gelen Tamiller ise ufak bir azınlıkta.

Ada, tarih boyunca işgalcilerin; özellikle de Portekizli, Hollandalı ve İngilizlerin akınına uğramış. Uzun yıllar İngiltere’ye bağlı bir sömürge olarak kalmış. 19. yüzyılda dünya genelinde alevlenen milliyetçilik hareketlerinden nasibini alan Sri Lanka, Hindistan’ın paralelinde, 1947 yılında, herhangi bir savaşa girmeden “Commonwealth” teşkilatı (İngiliz Uluslar Topluluğu) içinde kalmak şartıyla bağımsız devlet olmuş.

Budizm ise, bundan tam 2540 yıl önce, Hindistan’dan gelmiş Sri Lanka’ya. Kral Ashoka’nın gönderdiği yedi rahip ve oğlu Mahinda, zamanla bütün ülkeye yayılmış ve birçok manastır açılmış. Budizmin öğretilerini dilden dile nesilden nesile taşımışlar.

Günümüzde, 4 binden fazla manastır ve binlerce Budist rahip var, Sri Lanka’da. Budanın doğduğu, Nirvana’ya ulaştığı ve olduğu dolunay günlerinde, bütün rahipler meditasyon yapmak için toplanıyorlar. Bazı Budist tapınaklarında Hinduizm etkileri görülse de, Hinduizm’de önemli bir unsur olan dans ve müzik, Budizm’de yok... Ve hatta Hinduizmin çoğunluk tarafından dışlandığı da konuşmalardan anlaşılıyor.

Bugün, Sri Lanka halkının tamamının, Budist rahiplere saygı gösterdiği söylenemeyecek olsa da; genel eğilim bu yolda. Halkın farklı inanışlara mensup olsa dahi; budizme yaklaşımları saygı çerçevesinde. Turistlerin de aynı algı düzeyinde yaklaşmaları bekleniyor. Tapınaklarda olabilecek herhangi bir saygısızlığın cezaya tabii olduğu bilgisi hali hazırda iletilmekte.

Sri Lanka’nın kuzeyinde, asırlardır apayrı bir toplum olarak yaşayan ve ada nüfusunun %14’ünü oluşturan Hindu kökenli Tamillerin, Budist Sinhali milliyetçiliğinden rahatsız olacakları önceden belliydi. Hemen hemen tüm çay üretimini kendileri yaptıkları halde az kazanan ve devamlı ikinci sınıf insan muamelesi gören Tamillerin teröre yönelmesi önlenemedi. Ülkenin kuzeyinde bulunan önemli Tamil kenti Jaffra’nın Sri Lanka ordusunun kontrolüne geçmesiyle birlikte, ülkenin daha tenha olan batı ve orta kısımlarına dağılan Tamil kaplanları, mücadelelerini bugün de sürdürüyorlar. Bu iç savaşta 30 bin kişi hayatını kaybetti. Tamil gerillaları, zaman zaman gerçekleştirdikleri büyük suikastlerle dünya gündemine geliyor Geçen sene yapılan barışın ardından olaylar nihayetlenmiş gibi görünse de; kontrol elden bırakılmamış durumda. 

MÖ I. yüzyılda, o dönemin başkenti Anuradhapura’da yaşayan Kral Walagambahu, Hindistan’dan gelen Tamillere yenilince çareyi kaçmakta bulur. Hatta yakalanmamak için eşlerinden birini yolda bırakmak zorunda kalır ve Tamil prenslerinden biri, bu güzel kraliçe ile evlenir. Tamillere yakalanmadan Dambulla’ya varmayı başaran kral, bugünkü kaya tapınağının olduğu Dambulla’da tam 14 yıl saklanır. Burada güçlenip yeni bir ordu toplar ve tekrar başkent Anuradhapura’ya dönerek Tamil prenslerini yener. Onun döneminde başlayan, biri büyük 5 mağara ve toplam 2 bin metrekare alan üzerindeki Buda heykel ve süslemelerinin yapımı, İngiliz dönemine kadar devam eder. Her kral, yeni eklemeler yaptırır. Kayaya oyularak yapılmış, 14 metre uzunluğundaki, yatan Buda heykelinin yanı sıra; tuğla, kil, kaya ve kireç taşından yapılmış 150’ye yakın heykel bulunuyor, kaya tapınağında.

Baharat bahçeleri

Sri Lanka'nın nevi şahsına münhasır geleneklerinde biri de "baharat bahçeleri"... Sri Lankalılar, istinalar haricinde herhangi bir tıbbi yardıma gereksinim duymadan; hayatlarını şifalı otlara bağlı olarak geçirmeyi esas almaktalar. Bunun da pek tabii inandıkları budizmle doğrudan bağlantısı mevcut. Doğadan gelen her türlü şifayı kutsal kabul ediyorlar.

Baharat bahçelerinde, Hint cevizi, bir ağacın çiçeği olan karanfil, koni, hamamotu, marihuana, kokain yapımında kullanılan koka bitkisi, kakao, kakule, tarçın, zerdeçal, aloavera kaktüsü suyu, vanilya, yeşil- kırmızı- beyaz ve karabiber ve daha birçok bitki ve şifalı otu bir arada görmek mümkün. Üstelik devlet kontrolünde bu baçelerin geliştirilmesi sağlanıyor. Bizi gezdiren Sri Lankalı genç, “Bakın bu baş ağrısına iyi gelir; bunları kaynatıp içerseniz kendinizi genç ve dinamik hissedersiniz” gibi “doğal ilâç” tarifleri veriyor. Sandal ağacı yağı, kulak ağrısına iyi gelen tarçın yağı, vücuttaki kılları döken hamamotu, güneş kremi olarak da kullanılan aloavera suyu, tabii enerji veren, zayıflatan, romatizmaya iyi gelen farklı karışımları bulmak mümkün. Bu bitkilerden aldığınızda size nasıl kullanacağınızı anlatan "el yazımı prospektüsler" de ihmal edilmeden veriliyor. Özellikle Türk kadınının merakını cezbedeceği kesin...

- devam edecek -


böyle bir seyahate katılmak için doğru adres: www.peninsula.com.tr

10 Mayıs 2010 Pazartesi

BEYRUT



"...Bu yol bir şehre giderdi / Güneşin tutuştuğu denize batmış güle / Mavi ıslak gecelerde ne sevgiler açardı / Dünya menekşe bahçesinde alev alev / Ey şehir sen yoksun / Uyudun uyandın büyü bozuldu / Bir kapı kapandı geçmişe / Toprak yok artık su yok / Sevinç telaş yok / Ey şehir sen yoksun / Bu kıyıda bir ağaç yeşerdi / Sedefin toprağında diz çöktü maya / Bir masal vardı bu şehre dair / Sütü bal koyuluğunda gözleri kara / Ey şehir sen yoksun..."

Ezginin Günlüğü'nün Beyrut için yaptığı şarkıyı dinleyerek çıkılan yolda; beklentiler tedirginliğe gebeydi açıkçası... Beyrut'a gidiş; savaşın izlerini illa ki vuracaktı ziyaretçilerin gözlerine... Oysa ki bambaşka bir Beyrut karşıladı... Bahardan kalma bir cuma gününde; camiilerden yükselen ezan sesi; o sesin bitmesini saygıyla bekleyen kilise çanlarına karşıyor ve Orta Doğu, gıyabındaki tüm çağrışımları bir anda orta yere bırakıveriyordu...

Beyrut : Orta Doğu'nun Paris'i...

Lübnan'ın başkenti Beyrut'un nüfusu 1,5 milyon civarındadır. İç savaştan önce Beyrut nüfusu içinde Hıristiyan ve Müslümanların sayısı hemen hemen eşitmiş. Şimdi ise Müslümanlar çoğunlukta... Halkın büyük çoğunluğunu meydana getiren Araplar, Lübnanlıları, Filistinli mültecileri, Suriyelileri ve başka göçmen Arap cemiyetleri de içine alıyor. En büyük ve tek etnik azınlık ise Hıristiyan Ermenileri.

Beyrut'un doğusu Hıristiyan, batısı ise Müslüman çoğunlukta. Eskiden Müslüman topluluğun çoğunluğu Sünni iken 1960'lardan sonra göçler sonucu Şiilerin sayısı giderek artmış. Batı Beyrut'un bazı bölümlerindeyse küçük Dürzi toplulukları yaşıyor.


Yaşayan bir şehir...

Beyrut savaşın etkilerini hafifleterek hızla yaraları sarmaya yeltenmiş. Ancak yine de izlerin tamamiyle silindiği söylenemez. Hala daha çok lüks çok büyük bir otelin yanında, bombalanmış bir başka bina insanlara adeta yaşadıklarını unutmamalarını öğütler gibi duruyor. Bu çelişkiye lüks ve ihtişamın kol gezdiği sıra sıra mağazalar ve sokak başlarını tutan askerlerin görüntüsü, seyrine az rastlanır bir çelişkiyi de size sunabiliyor. Savaş bitmiş bitmesine ama yaşananlar hala taptaze...

Konuştuğumuz bazı Beyrutluların gözünde Türkiye son derece revaçta görünüyor. Özellikle Başbakanımızın geçen sene Davos'ta yaptığı "one minute" çıkışı, Orta Doğuluların kendisine mest olmasını sağlamış. Çok büyük bir Türkiye ve Türk sempatizanlığı mevcut. İki ülke arasında vizelerin kaldırılması da bunu pekiştirecek gibi gözüküyor.

Ülkeye girişte aranan tek şart; pasaportunuzun 6 ay geçerliliği olan "İsrail vizesiz" bir pasaport olması...

Beyrut; kuzey ve güney olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Kuzeyde genelde zenginler, güney de ise fakirler yaşıyor. Şehrin merkezi olarak bilinen Hamra Caddesi  lüks alış veriş merkezleriyle, son model arabalarla ve Orta Doğu'nun Paris'i sıfatına yaraşır hayat süren Araplarla dolu. Fransız Mimarisi örnek alınarak inşa edilen binalar bu intibaayı kuvvetlendiriyor.

Düzenli ve temiz sokakları, Arapların genel tavırlarına inat güdüldüğünün delili gibi. Arap şehirlerinin kaosu, curcunası ve kirli havası buradan çok uzaklarda. İhtişamın inşaası; yıkıntıların yüreklerdeki tahribatını örtmek için süratle ilerletiliyor gibi...

Gezilecekler - görülecekler

Beyrut’un merkezinden epey uzak gibi görünse de sürekli büyüyen kentin giderek yaklaştığı ve hatta yerleşim alanlarının içine hapsettiği tarihi Byblos liman kenti, Beyrut’un görülmeye değer en şirin yerlerinden biri... Liman kalıntıları, tarihi kale ve kale içindeki yeni düzenlendiği izlenimini veren küçük, otantik eşyaların satıldığı mağazaların oluşturduğu sokaklarda dolaşmak, hem nostaljik bir atmosfere sokmakta insanı, hem de modern sıcak yüzlü hediyelik eşya satıcılarının ilgisiyle buluşmanın keyfini yaşatıyor.
Beyrut limanı ve kıyılarının hemen gerisinde, yukarı doğru yükselen ve şimdilerde neredeyse tamamı yerleşim yeri haline dönüşen tepeler ve dağların arasından geçerek ulaşılan ve dünyanın üçüncü büyük mağarası kabul edilen Jeitta Mağaraları’na ulaştığınızda, burada mağara turizminin çok ciddiye alındığı izlenimini, görevli personelin tutumu, çevre düzenlemesi, güvenlik, teleferik hizmeti ve diğer hizmetlerin geliştirilmiş olmasından edinebilirsiniz. Bununla beraber bizim Damlataş Mağaralarını anımsatan atmosferde ikisi arası kıyas şansınız da mevcut. Mağaraların içerisinde fotoğraf çekmek yasak ancak yine de denemeye değer!

Gece hayatı...

Beyrut'un gece hayatı hala daha şöhretini koruyor. Bunu fazlasıyla güzel olan kadınlarına da borçlu olduğu düşünülebilir. Dekoltenin ve şaşanın eksik olmadığı tuvaletlerin içerisindeki Beyrutlu kadınların peşi sıra gecenin içerisine dühul olmamak elde değil... Beyrut'ta bankaların kadınlara özel bir kredi türüyle estetiği teşviki de bunu açıklar cinsten...

Kumarhaneler genellikle şehir merkezinin dışarısında. Yüksek rakamların oynandığı salonlar daha ziyade üst katlarda... Giriş katlar her bütçenin içinde kolaylıkla yer alabileceği oyunların oynandığı alan olarak ayrılmış. Üst kattaki oyuncuların alabildiğine şıklığına karşın; aşağı kat orta sınıfın eğlencesine hibe edilmiş görülüyor.

Mutfak

Beyrut mutfağı ziyadesiyle Türk insanının damak tadına hitap eden cinsten... Humus sofranın vazgeçilmezi. Bununla birlikte çok çeşitli mezeleri; et ve balık seçenekleri ve "şambali" tatlısı her daim ikrama hazır bekletilmekte.

Beyrut'un milli içkisi çoğu Arap ülkesinde de bulundurulan "arak"... Arak, rakının biraz daha sert olanı. Yine de rakıseverlerin nefsini köreltmeye yetecek durumda. Yine de tavsiye; fazlasının tüketilmemesi...

Beyrut'ta tütün ve tütüne dair her şey fazlasıyla tüketiliyor. Kadınların neredeyse hepsinin sigara içtiğini söylesek yalan olmaz gibi. Erkeklerin genel tercihi ise purodan yana. Kapalı alanlarda sigara yasağının henüz Beyrut'a uğramamış olması da; bu tüketimi destekler nitelikte. Bununla beraber, nargile de bir hayli popüler. Hem açıkhavada hem de restoranlarda nargile keyfi sürebiliyorsunuz.

Yollardan sonra...

Beyrut ile Türkiye arasında vizenin kalkmış olması, bu iki ülke arasında karşılıklı seyahati teşvik etmekte. Üstelik İstanbul - Beyrut arası uçuşun sadece 1 saat 20 dakika olması da cabası... neredeyse Antalya'ya gider gibi gidebiliyorsunuz Beyrut'a...

Konaklama süresi için 3 gün ideal. Hem sayısız gezi seçeneklerine katılabilir, alışveriş yapabilir ve hem de kumarhanelerinde şansınızı deneyebilirsiniz.

Köklü bir kültür, Arap coğrafyasının batılılaşma emareleri, leziz yemekler, Türklere karşı sonsuz sevecen tavırlarla dolu bir destinasyon tercihi için; Beyrut'u göz ardı etmeyin...